• Deportes
  • Entretenimiento
  • Mundo
  • Negocio
  • Noticias
  • Salud
  • Tecnología
Notiulti
Noticias Ultimas
Inicio » hekstra » Página 2
Tag:

hekstra

Salud

Azúcar y Sal: Riesgo para el Corazón

by Editora de Salud febrero 20, 2026
written by Editora de Salud

El consumo excesivo de azúcar puede afectar negativamente los niveles de grasa en la sangre y provocar daños en la pared interna de las arterias. La combinación de estos dos factores aumenta considerablemente el riesgo de sufrir un ataque al corazón.

Las bebidas gaseosas, las salsas preparadas, los productos enlatados y las carnes procesadas pueden representar una parte significativa de la ingesta diaria de sal y azúcar.

febrero 20, 2026 0 comments
0 FacebookTwitterPinterestLinkedinEmail
Salud

Bel Fıtığı ve Bel Ağrısı: Nedenleri, Tedavisi ve Önlemleri

by Editora de Salud febrero 14, 2026
written by Editora de Salud

El dolor de espalda, especialmente en la zona lumbar, es una dolencia común que afecta a una gran parte de la población. Recientemente, diversos expertos han ofrecido información relevante sobre las causas, tratamientos y prevención de este problema, así como sobre la hernia discal.

Según informes recientes, los métodos modernos están ofreciendo soluciones efectivas para el tratamiento de la hernia discal, pero se enfatiza la importancia de la precaución y la prevención. Se han identificado nueve medidas clave que pueden ayudar a evitar que el dolor de espalda se convierta en un problema crónico.

Además, se ha destacado que los dolores de espalda mecánicos son más frecuentes que las hernias discales. El profesor Dr. Erol señala esta diferencia, subrayando la importancia de un diagnóstico preciso para un tratamiento adecuado.

Una buena noticia para muchos pacientes es que, según se informa, el 90% de las hernias discales pueden tratarse sin necesidad de cirugía. Esto abre un abanico de opciones menos invasivas para aquellos que sufren de esta condición.

Finalmente, los especialistas advierten sobre errores comunes y creencias erróneas en relación con el dolor de espalda, instando a la población a buscar información precisa y a consultar con profesionales de la salud para un manejo adecuado de esta condición.

febrero 14, 2026 0 comments
0 FacebookTwitterPinterestLinkedinEmail
Salud

Demans ve Alzheimer Ölümleri Artıyor: Türkiye’de Durum Ne?

by Editora de Salud febrero 12, 2026
written by Editora de Salud

Demans ve Alzheimer Ölümleri Beklenenden Yüksek: Uzmanlar Türkiye’deki Duruma Dikkat Çekiyor

Son araştırmalar, demans ve Alzheimer hastalığına bağlı ölümlerin tahminlerin üzerinde seyrettiğini gösteriyor. İngiltere’de geçtiğimiz yıl yaklaşık 70 bin kişi bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Uzmanlar, Türkiye’de de demans vakalarının ve buna bağlı ölümlerin arttığını ve bu eğilimin devam edeceğini vurguluyor.

İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) tarafından açıklanan verilere göre, 2025 yılında demans nedeniyle gerçekleşen ölümler 68.000’i aşarak, her altı ölümden birinin nedeni oldu. Araştırmacılar, nüfus artışı ve yaşlanma gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda bile, demans ölümlerinde 2.588 kişilik bir artış tespit edildi. Bu durum, demans ölümlerindeki yükselişin sadece yaşlanmayla açıklanamayacağını, hastalığın beklenenden daha hızlı ilerlediğini gösteriyor.

Türkiye’de Durum Nasıl?

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, dünya genelinde 55 milyonun üzerinde kişinin demans yaşadığını ve bu vakaların büyük çoğunluğunun Alzheimer hastalığından kaynaklandığını belirtiyor. Prof. Dr. Asil, demans vakalarının yaklaşık %60-70’inin Alzheimer hastalığına bağlı olduğunu ve Türkiye’de yapılan çalışmaların, özellikle büyük şehirlerde Alzheimer prevalansının Batı ülkelerindeki seviyelere yakın olduğunu gösterdiğini ifade etti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2022 verilerine göre, Türkiye’de 65 yaş ve üzeri bireylerde Alzheimer hastalığı görülme sıklığı yaklaşık %5,5. Bu, yaşlı nüfusun her 100 kişisinden yaklaşık 5-6’sında Alzheimer hastalığı olduğu anlamına geliyor.

Demans, Alzheimer dahil, her yıl milyonlarca kişinin ölümüne katkıda bulunan ciddi bir sağlık sorunudur ve dünya genelinde demans nedeni ile ölüm oranları artış eğilimindedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2020’de Alzheimer hastalığı ve demans nedenli ölümler yaklaşık 17 bin kişi olarak raporlandı. Bu, ülke genelinde tüm ölümlerin %4,45’ini oluşturuyor. Türkiye’nin yaş-ayarlanmış demans ölüm hızı ise 19,07 kişi / 100.000 nüfus olarak raporlanmıştır.

Prof. Dr. Talip Asil

Kalp ve Kanser Geriliyor, Demans Yükseliyor

Son on yılda elde edilen veriler, Birleşik Krallık’ta demansın 2015’ten bu yana (pandemi dönemi hariç) kalp hastalıklarını geride bırakarak en önemli ölüm nedeni haline geldiğini gösteriyor. Finansman, araştırma ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde bu hastalıklardan kaynaklanan ölümler, beklenenden %8 ile %2 oranında daha az gerçekleşti. Diğer önemli ölüm nedenlerinde azalma görülürken, demans ölümleri belirgin bir artış sergiliyor.

Uzmanlar uyarıyor: Demans ölümleri beklenenden hızlı artıyor Türkiye’de durum ne

‘30 Yıl İçinde Daha da Artacak’

Ülkemizde de beklenen yaşam süresinin uzaması ve nüfusun yaşlanması nedeniyle hem demans görülme sıklığının hem de demans ile ilişkili ölüm oranlarının artması bekleniyor. Prof. Dr. Talip Asil, “Türkiye’de demans sıklığının önümüzdeki 30 yılda anlamlı şekilde artacağı ve bunun da demans/Alzheimer kaynaklı ölümlerin sayısında artışa yol açacağı unutulmamalıdır. Ülkemizin eğilimi dünya genelindeki eğilimle paralel olsa da, nüfus yapısındaki hızlı yaşlanma nedeniyle yerel artış daha belirgin olabilir. Bu nedenle erken tanı, risk azaltma ve bakım planlaması hem bireysel hem de kamu sağlığı açısından büyük önem taşıyor” dedi.

İlaç ve Politika Krizi

Hastalıkla mücadelede yaşanan hayal kırıklıklarından biri, Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlattığı kanıtlanan ilk ilaç olan Lecanemab’ın, ‘maliyet etkin’ bulunmadığı gerekçesiyle Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) tarafından reddedilmesi oldu. Ayrıca, demansın geçtiğimiz yıl NHS’in resmi planlama rehberinden çıkarılması, hastalığın artık bir ‘öncelik’ olarak görülmediği endişelerini artırdı.

febrero 12, 2026 0 comments
0 FacebookTwitterPinterestLinkedinEmail
Salud

Glaucoma: Falta de prevención y riesgo de ceguera

by Editora de Salud febrero 9, 2026
written by Editora de Salud

Los especialistas en oftalmología, los doctores Alexander Schuster y Cedric Schweitzer, han señalado que las políticas de salud actuales son insuficientes para prevenir el glaucoma.

Según los expertos, el aumento de casos demuestra que centrarse únicamente en las opciones de tratamiento no es suficiente. “Es imprescindible implementar una detección estructurada de casos, una planificación de la atención médica basada en evidencia y estrategias para prevenir la ceguera en la edad avanzada”, afirman.

Schuster y Schweitzer insisten en la necesidad de establecer programas de detección científicamente desarrollados y con eficacia probada. De no hacerlo, advierten, miles de personas podrían enfrentarse a una pérdida de visión que podría haberse evitado.

febrero 9, 2026 0 comments
0 FacebookTwitterPinterestLinkedinEmail
Salud

Vacuna VPH: Prevención y tipos de cáncer

by Editora de Salud enero 28, 2026
written by Editora de Salud

El virus del papiloma humano (VPH) es una infección muy común. Se estima que alrededor del 85% de las personas se infectarán con el VPH en algún momento de sus vidas.

El VPH puede causar diversas enfermedades, incluyendo verrugas genitales, cáncer de cuello uterino, cáncer vaginal, cáncer vulvar, cáncer anal y cánceres de cabeza y cuello.

Anteriormente, la vacuna contra el VPH protegía contra 4 tipos de virus. Actualmente, existe una vacuna que ofrece protección contra 9 tipos de VPH.

enero 28, 2026 0 comments
0 FacebookTwitterPinterestLinkedinEmail
Salud

Laboratorios: Riesgos de fuga y el origen de las pandemias

by Editora de Salud enero 12, 2026
written by Editora de Salud

Laboratuvarlardan kaynaklanan sızıntılar, son zamanlarda büyük ilgi gören Pluribus dizisiyle yeniden gündeme geldi. Ancak, laboratuvar sızıntıları denildiğinde akla ilk gelen genellikle Covid-19 pandemisi oluyor. Zira, salgının Wuhan’daki bir laboratuvardan kaynaklandığı iddiaları uzun süre tartışma konusu olmuştu.

El País gazetesine konuşan İspanyol virolog Xavier Abad, laboratuvar sızıntıları konusundaki değerlendirmelerine Covid-19 virüsü üzerinden bir örnek vererek başladı. Barselona’daki Hayvan Sağlığı Merkezi’nin (CReSA) biyolojik kontrol biriminin yöneticisi olan Abad, “SARS-Cov-2 virüsünün laboratuvardan sızma olasılığı düşük görünse de, imkansız değil” ifadelerini kullandı.

Abad, İspanyol emniyet birimlerinin kısa süre önce Afrika domuz ateşi virüsünün sızıntısı şüphesiyle CReSA’da inceleme yaptığını ve çeşitli kanıtlar aradığını da hatırlattı. “Laboratuvarlardaki olaylar ve kazalar hakkında çok şey okudum. Dünya genelinde 100’den fazla olay kaydedildi ve bu, aslında yaşananların sadece görünen kısmı” şeklinde konuştu.

Afrika domuz ateşi sızıntısı ihtimaliyle ilgili tüm olasılıklar hala değerlendirilirken, şu anda odak noktası CReSA. Barselona Özerk Üniversitesi’nin Bellaterra kampüsünde bulunan ve tehlikeli patojenleri barındıran bu merkez, geçtiğimiz kasım ayında tesisin yakınlarında bulunan bir yabani domuzda, buradaki suşa benzer bir virüs tespit edilmesi üzerine soruşturmaya dahil olmuştu. O dönemde tadilatta olan laboratuvarda Afrika domuz ateşi virüsü üzerine deneyler yürütülüyordu ve laboratuvarın çift duvarlı bir yapısı bulunmuyordu.

HAVAYLA BULAŞMIYORSA NASIL SIZDI?

Birçok uzman, Afrika domuz ateşi virüsünün havayoluyla bulaşmadığı görüşünde. Bu nedenle, virüsün en yüksek ikinci güvenlik seviyesi olan BSL3 biyogüvenlik seviyesine sahip bu laboratuvardan sızıp sızmadığı kapsamlı bir şekilde araştırılıyor.

Abad, mikropların laboratuvarlardan sızma olasılığını, “Biyolojik kontrol birimleri, hiçbir şeyin geçemediği, mikroptan arındırılmış, sıkı bir şekilde kontrol edilen ve girişlerin kısıtlandığı kalelerdir. Ancak, hatalardan ve talihsiz kazalardan tamamen uzak değillerdir” sözleriyle açıkladı.

Xavier Abad’ın laboratuvarlarda meydana gelen yüzlerce olayla ilgili yaptığı vurgu, Kosta Rikalı bilim insanı Esteban Zavaleta ve ekibinin geçen yıl Mart ayında yayınladığı bir araştırmayla destekleniyor. Araştırmaya göre, son 50 yılda laboratuvar kaynaklı enfeksiyonlara dair 435 vaka kaydedildi.

Acta Microbiologica Hellenica dergisinde yayınlanan araştırmada, en yüksek biyogüvenlik seviyesi olan BSL4’e sahip Berlin’deki Bernhard Nocht Tropikal Tıp Enstitüsü’ndeki tesislerde bile kazaların meydana geldiği belirtildi. 12 Mart 2009 tarihinde, tesiste görevli bir virolog, bir fareye ölümcül Ebola virüsünü enjekte ederken kazara iğnenin eldivenlerini geçerek elini deldi. Neyse ki araştırmacının eli kanamadı ve virüse yakalanmadı.

SIZINTI SORUSUNA SADECE 23 LABORATUVAR YANIT VERDİ

Kazaların hangi ülkede ve laboratuvarda gerçekleştiği konusunda belirsizlik hakim. Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekip, 10 yıl önce 3 ve 4’üncü seviye yüksek güvenlikli laboratuvarlarda kaç adet kaza kaynaklı enfeksiyonun görüldüğünü belirlemek için bir çalışma başlattı. Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve Bulaşıcı Hastalıklar Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre, araştırmacılar 120 enstitüye 15 sorudan oluşan bir anket gönderdi, ancak sadece 23 enstitü anketi doldurdu.

Ankete katılan enstitülerden biri, iki kişinin geviş getiren hayvanlardan insanlara bulaşabilen Q ateşi hastalığına yakalandığını bildirirken, bir başka merkez de bruselloz hastalığına neden olan mikropla ilgili iki vaka olduğunu doğruladı.

Araştırmacılar, o dönem yaptıkları açıklamada, “Bazı laboratuvarlar yaşanan kazaları açıklama konusunda isteksiz davranıyor” diyerek bu laboratuvarları eleştirdi. Bilim insanları ayrıca, “Bu ölçümü yapmak zor çünkü sistematik bir raporlama sistemi bulunmuyor” ifadelerini kullandılar.

Araştırmacılar, bildirilen vakalara dayanarak, 1980 ile 2015 yılları arasında laboratuvar çalışanlarından 220’sinin tehlikeli patojenlere maruz kaldığını tespit etti.

Araştırmanın yazarları arasında CReSA’da görevli virolog Nuria Busquets de yer alıyordu. Busquets’in CReSA’daki meslektaşları, 2007’de İngiltere’nin Pirbright kasabasında yaşanan ve canlı hayvanları da etkileyen bir sızıntıya dikkat çektiler. Olayda, kasabadaki BSL3 seviyesindeki laboratuvarın tesisat sistemindeki iki hasarlı borudan şap hastalığı virüsü yayılmış, bölgedeki inşaat kamyonları da patojenlerin çevredeki çiftliklere yayılmasına neden olmuş ve milyonlarca euroluk kayıplara yol açmıştı.

Bu nedenle, şu anda tüm gözler CReSA’da yaşandığı düşünülen son sızıntıya çevrilmiş durumda. Tesisin son aylarda yapılan genişletme çalışmaları nedeniyle çok sayıda kamyon enstitüye giriş çıkış yapmıştı. CReSA ise herhangi bir biyogüvenlik ihlali yaşanmadığını savunuyor.

YÜKSEK GÜVENLİKLİ LABORATUVARLARDA BİLE MEYDANA GELİYOR

Harvard Üniversitesi Bulaşıcı Hastalık Dinamikleri Merkezi Başkanı epidemiyolog Marc Lipsitch, İspanya’daki Afrika domuz gribi vakasıyla ilgili spesifik bir yorum yapmaktan kaçındı, ancak diğer vakalara ilişkin olarak, “Bulaşıcı mikroplar, en üst düzey güvenlikli laboratuvarlardan bile kaçtı” değerlendirmesinde bulundu. Lipsitch, bu kapsamda 2014’ten bu yana yaşanan üç örneği sıraladı:

  • Atlanta’daki 4’üncü seviye laboratuvarda flakonların karıştırılması sonucu Ebola virüsü örneklerinin yayılmasına neden olan kaza;
  • Utah’taki askeri tesiste şarbon sporlarının etkisiz hale getirilmesi protokolünde yaşanan hata;
  • Güvenlik seviyesi 3 olan bir laboratuvardan ABD Tarım Bakanlığı’na yanlışlıkla yüksek patojeniteye sahip H5N1 influenza virüsü bulaşmış materyallerin gönderilmesi.

Oxford Üniversitesi’nde mikrobiyoloji çalışmaları yürüten Prof. Dr. Stuart Blacksell ve ekibi ise, 2000-2024 yılları arasında BSL3 seviyesindeki laboratuvarlarda 16, BSL4 seviyesindeki laboratuvarlarda da 4 vaka tespit ettiklerini belirtti. Tüm araştırma laboratuvarları dikkate alındığında ise, aynı dönemde 276 enfeksiyon ve 8 ölümün kaydedildiği belirtiliyor: Deli dana hastalığından 2, Ebola, hantavirüs, maymun B virüsü, bakteriyel menenjit, SARS, veba ve Creutzfeldt-Jakob hastalığından dolayı birer ölüm vakası yaşandı.

Dünyanın en etkili düşünce kuruluşlarından biri olan İngiltere merkezli Chatham House tarafından iki yıl önce hazırlanan bir raporda da laboratuvar kazalarının “potansiyel felaketlere yol açabileceği” konusunda uyarıda bulunulmuştu. Bu kazaların en çarpıcı örneği ise, 1977’de yaklaşık 700 bin kişinin ölümüne neden olan grip salgını. ABD hükümetine biyoteknoloji danışmanlığı yapan ve John Hopkins Üniversitesi’nde biyogüvenlik çalışmaları yürüten Michelle Rozo’ya göre, o dönemde laboratuvarlarda üzerinde deneyler yapılan bir grip virüsü, bir Sovyet tesisinden sızmış olabilir.

ÇİN’DEKİ OLAYDAN 10 BİN KİŞİ ETKİLENDİ

Raporda ayrıca, “Laboratuvar kazalarının gerçek boyutları net değil” değerlendirmesine yer verilerek, 2000-2021 yılları arasında yaklaşık 100 laboratuvarda 309 kişinin enfekte olduğu bilgisi paylaşıldı. Chatham House uzmanları, aynı dönemde bilimsel araştırmaların yürütüldüğü tesislerden 16 sızıntı yaşandığını kaydetti. Bunlar arasında 2019’da Çin’deki Lanzhou şehrinde yaşanan sızıntı da bulunuyor. Olayda, Brusella bakterisi şehirdeki bir aşı fabrikasından havayoluyla sızdı ve bu sızıntı bölgedeki 10 binden fazla kişiyi etkiledi.

Uzmanlara göre, bu kazaların büyük çoğunluğu kolayca önlenebilen insan hatalarından kaynaklanıyor. Örneğin, Lanzhou’daki fabrikada son kullanma tarihi geçmiş dezenfektanların kullanıldığı biliniyor. Chatham House’un raporunda, biyogüvenlik konusunun birçok ülkede henüz başlangıç aşamasında olduğu vurgulandı.

Dünya genelinde 7 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan Covid-19 pandemisinin kaynağı ise hala net değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün bağımsız uzmanlardan oluşan bir araştırma ekibi, geçtiğimiz yıl 27 Haziran’da yaptığı açıklamada, “mevcut kanıtların virüsün doğrudan bir yarasadan veya ara bir konaktan, yani hayvanlardan geçtiğini gösterdiğini” ifade etti. Ayrıca, virüsün Wuhan’daki laboratuvardan sızmış olma ihtimali de henüz tamamen ortadan kaldırılmadı.

ÇOK SAĞLAM ÖNLEMLER ALINIYOR AMA…

Öte yandan, Cenevre Üniversitesi Küresel Sağlık Enstitüsü araştırmacılarından Alexandra Peters, uzun yıllardır başka bir tehditle ilgili uyarıda bulunuyor.

Dünya genelinde kaç tane yüksek güvenlikli laboratuvar olduğunun kesin olarak belirlenemediğine dikkat çeken Peters, BSL3 seviyesindeki tesislerin, dışarı çıkan havayı iki kez filtreleme, çalışanlara tesislerde duş alma zorunluluğu, akışkanları kimyasal kirlenmeden arındırma ve atık yakma gibi ciddi önlemler aldığını vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

“Yine de BSL3 laboratuvarları her zaman beklendiği kadar güvenli olmayabilir. Şahsen, virüs sızıntısının imkansız olduğunu düşünmüyorum. Çünkü sonuç olarak, laboratuvarların patojenleri güvende tutması konusu, insan davranışına bağlı bir durum. Doğrudan insan hatası olmasa bile, arkasında insan tarafından oluşturulan çevreyle ilgili sorunlar veya sadece talihsizlik yatıyor olabilir.”

enero 12, 2026 0 comments
0 FacebookTwitterPinterestLinkedinEmail
Newer Posts
Older Posts
  • Aviso Legal
  • Política de Cookies
  • Términos y Condiciones
  • Política de Privacidad
  • CONTACTO
  • Política de Correcciones
  • Equipo Editorial
  • Política Editorial
  • SOBRE NOTIULTI

© 2026 Notiulti. Todos los derechos reservados.
Para contacto, publicidad, derechos de autor o incidencias, escriba a: office@notiulti.com


Back To Top

Para contacto, publicidad, derechos de autor o incidencias, escriba a: office@notiulti.com

Notiulti
  • Deportes
  • Entretenimiento
  • Mundo
  • Negocio
  • Noticias
  • Salud
  • Tecnología

Para contacto, publicidad, derechos de autor o incidencias, escriba a: office@notiulti.com